15 Haziran 2012 - 13:54

Ayetullah Hamenei, 1359-1360 (1980-1981) yılları arasında, cumhurbaşkanı seçilmeden ve Ebuzer Camii patlamasından önce çok sık cepheye giderdi. O dönemde çekilmiş fotoğraflar da hâlâ halkın elinde dolaşımda. Bu gidiş gelişler, olayları bizzat gözlemlemesi, İmam Humeyni’yi bilgilendirmesi, askerî meselelere vukufu ile ilgili hatıralarınızdan söz eder misiniz? Nitekim daha sonraları bizzat cepheye katılmasının bereketleri görüldü; savaş coğrafyasını bir komutanın bakış açısıyla en ince ayrıntısına kadar gözlemlemiş olması, bugün ülkenin savunma stratejisini belirlemede etkisini hâlâ açık bir biçimde gözler önüne sermektedir.

Ayetullah Hamanei’nin bizzat cephede bulunması Devrim Muhafızlarına ve besicilere umut oluyor, onlara moral veriyordu; sanki İmam Humeyni cephedeymiş hissi uyandırıyordu. Ayrıca önemli, kader belirleyici dönüm noktalarında Ayetullah Hamanei’nin belirleyici bir rolü vardı. Iraklılar bir keresinde Susengerd’i kuşatmışlardı ve oraya bir de komutan tayin etmişlerdi. Sonra Susengerd özgürlüğüne kavuştu. İkinci defa Susengerd kuşatıldığında Ayetullah Hamanei’nin önlemiyle, çok sayıda Devrim Muhafızı ve besicinin, Düzensiz Savaş Merkezi güçleri ve ordudan bir tümenle birlikte operasyon düzenlemesi kararlaştırılmıştı; ama Beni Sadr izin vermiyordu. Ayetullah Hamanei, İmam Humeyni ve Seyyid Ahmed ile temas kurdu. İmam, ordunun operasyona katılmasını emretti. Ayetullah Hamanei ısrarcı davranmasaydı ve 92. Tümen komutanına (Albay Kasımi) yazı yazmasaydı ve 92. Tümen operasyona katılmasaydı Susengerd kuşatması kırılamazdı.

Dolayısıyla Ayetullah Hamanei’nin önlemleri ve emirleri iki ayrı kuşatmada, Abadan Hisarı ve Susengerd kuşatması, kader belirleyici olmuştur. Varlığı, kararları, yerinde müdahalesi ve kararlılığı savaşın kaderini değiştirdi. Devrim Muhafızları, besiciler, askerler Ayetullah Hamanei’yi dinliyorlardı ama Beni Sadr izin vermiyordu, çünkü başkomutandı ve yürütme gücüne sahipti.

1980 Ağustosundan 1981 Haziranına kadar…

Tam da savaşın başında. Yüksek Savunma Konseyi’nde bir tür karamsarlık hâkimdi. Mühimmatımızın, silahımızın olmadığı söyleniyordu. Ayetullah Hamanei, “Şah onca silah satın aldı, gidin depoları arayın!” diyordu. O günler karamsarlık günleriydi ama Ayetullah Hamanei, Yüksek Savunma Konseyi üyelerine moral aşılıyordu. Siyasi meselelerde de böyleydi.

O dönemde Ayetullah Hamanei’nin kendine has bir tarzı vardı. Beni Sadr’ınkinden çok farklı bir bakış tarzına sahip olmasına rağmen cumhurbaşkanı ile mücahidlerin arasını bulmaya çalışıyordu. Bu konuda ne dersiniz?

Beni Sadr mağrur bir insandı. Hiçbir şeye riayet etmezdi. Ama Ayetullah Hamanei, sabrı ve güçlü mantığıyla ona tahammül gösterirdi. Sanırım savaşın ikinci, üçüncü aylarında Kuveyt Irak’a bir milyar dolar yardım yapmıştı. Yüksek Savunma Konseyi’nde Kuveyt’e karşı da tavır alınması tartışılıyordu. Ayetullah Hamanei savaşın genişletilmemesi gerektiğini, Irak’ın Kuveyt’te gözü olduğunu, bir gün Kuveyt’e saldıracağını söylemişti.

O zaman mı?

Evet, 1359/1980 yılında. Ayetullah Hamanei’nin Irak-Kuveyt ve Fars Körfezi bölgesi meselelerine yönelik derin siyasi-askerî anlayışına bakınız! Yüksek Savunma Konseyi’nde, 1980’de böyle bir öngörüde bulundu. Konsey toplantılarının tutanakları hâlâ mevcut.

Bölgenin siyasi meselelerini ne Beni Sadr ne de başkaları böyle derin kavrayışla değerlendirebilirdi. Ama Ayetullah Hamanei, siyasi, toplumsal ve askerî meselelerde kapsamlı bir bakış açısına sahipti ve cephelerde cesurca varlık gösterdi. Ben Hürremşehir’de bulunmadım ama orada bulunan arkadaşlarım, Ayetullah Hamanei’ye öncü birliğe katılmaması için ısrar ettiklerini ama kendisinin elinde kalaşnikofla her an mermilerin ve patlamaların tehdit ettiği öncü birliğe katıldığını ve asla korkmadığını anlatırlar.

Geçtiğimiz yıl düşman düşünce odası, doğrudan Ayetullah Hamanei’nin şahsını hedef almıştı. Açık mektup yazmak, BBC destekli “Hat ve Nişan-ı Rehber” belgeselinin hazırlanması vb. Beni Sadr bu belgeselde sadece kendisinin cepheye gittiğini, Ayetullah Hamanei’nin gitmediğini, mevcut fotoğrafların cephe gerisinde çekildiğini iddia ediyor. Ayetullah Hamanei’nin o zamandan kalma çok sayıda fotoğrafı ve görüntüsü var. Savaşta faal rol almış bir komutan olarak sizin bu konuda yapacağınız açıklamalar çok önemli…

Ayetullah Hamanei’nin Hürremşehir, Susengerd cephelerinde ve başka cephelerde, ezcümle Ahvaz yakınlarındaki Dub Hardan cephesinde bulunduğu herkes tarafından bilinen, söz götürmez bir gerçektir. Yalnızca kendileri cephelerde varlık göstermediler, cumhurbaşkanı olduktan sonra da iki büyük oğlu Seyyid Mustafa ve Seyyid Mücteba cephelerde ön safta çarpıştılar. Bedr Operasyonu’nda büyük oğlu Seyyid Mustafa’yı Dicle’nin kıyısında gördüm ve “Siz burada şehid olursanız Cumhurbaşkanı’nın oğlunu şehid ettik, derler” dedim. Mihran’da, Kerbela-1 Operasyonu’na öbür oğlu Seyyid Mücteba da katıldı. Ben kendilerini bizzat gördüm. Ayetullah Hamanei’nin güney ve batı cephelerinde ön saflarda savaştığını ve oğullarının savaşa katıldıklarını ben kendi gözlerimle gördüm, bunda kuşku olamaz.

Devrim Muhafızları ile Ordu arasındaki uyum savaşın başında Ayetullah Hamanei sayesinde sağlanmıştı. Devrim Muhafızı komutanlarını kendi oğulları gibi seviyordu. Ordu komutanları da Ayetullah Hamanei ile duygusal bir bağ kurmuşlardı. Ordu ile ordudan daha farklı bir kimliğe sahip olan Devrim Muhafızları Ordusu arasında uyum sağlamak zor bir işti ve bunda en fazla Ayetullah Hamanei’nin payı vardı.

Beni Sadr’ın düşürülmesinden ve Şehid Recai’nin şehadetinden sonra Ayetullah Hamanei cumhurbaşkanı oldu. İmam Humeyni’nin etkisi, Ayetullah Hamanei’nin müdahalesi ve tabii Seyyad Şirazi gibi komutanların işbaşına gelmesinin de etkisiyle Devrim Muhafızları ile Ordu komutanlarını birbirlerine yakınlaştırmak mümkün oldu. Ayetullah Hamanei’nin rehberlik görevine başlamasından sonra silahlı kuvvetler bünyesinde büyük bir değişim oldu. İmam Humeyni’nin mübarek hayatının son zamanlarında Ordu ile Devrim Muhafızları’nı birleştirmek isteyen siyasi bir akım ortaya çıkmıştı. Bu akımın başını Haşimi Rafsancani çekiyordu. Tarım Cihadı Kurumu ile Tarım Bakanlığı’nın ve Bekçi, Jandarma ve Polis kuvvetlerinin birleştirilmesinin ardından komite, Devrim Muhafızları ile Orduyu da birleştirmek istiyordu. Bu çok büyük bir tehlikeydi, hepimiz şiddetle karşı çıkıyorduk. Tabii Devrim Muhafızı komutanlarından muvafakat edenler vardı, ama ben karşı çıkanlardandım ve bunun hem Devrim Muhafızları’na hem Ordu’ya hem de İnkılâp’a zarar vereceğine inanıyordum. Ayetullah Hamanei rehber olur olmaz yürütmeyi durdurdu. “Devrim Muhafızları ve Ordu, İnkılâp’ın iki ayrı gücüdür ve öyle de kalmalıdır” dedi. Bu, hem Devrim Muhafızları hem de Ordu için stratejik bir karardı. İkinci adım, görev alanlarının ayrışmasıydı; yani Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı kara, hava ve deniz kuvvetleri ile Ordu’ya bağlı kara, hava ve deniz kuvvetlerinin görev alanlarının belirlenmesi kararı. Ayetullah Hamanei Genelkurmaylığı bu işle görevlendirdi. Silahlı kuvvetlerin görev alanlarının ayrıştırılması, Ayetullah Hamanei’nin aldığı önemli kararlardan biridir.

20 yıllık tecrübenin ardından bu birleştirmelerin nahoş neticelerinin ülkemiz için nasıl bir tehlikeye dönüştükleri daha iyi anlaşılıyor.

Bugün artık Cihad-ı Sazendegi’den (Yapım Onarım Cihadı) eser yok. Cihadiler İnkılâp’a ve Mukaddes Savunma’ya çok hizmet ettiler. Cepheye beş yüz binden fazla asker gönderdiler, üç-dört binden fazla şehid verdiler. Ama şimdi sahip oldukları bütün insan gücü dağıldı gitti. Yurt genelindeki gücüne rağmen kurumu ortadan kaldırdılar. Tarım Bakanlığımız Tarım Cihadı’nın yerini doldurabildi mi? Onun gibi çalışabilecek bir düşünce yapısına sahip mi acaba?

İmam Humeyni’nin Yüksek Savunma Konseyi’nde iki temsilcisi vardı. Musaddık’ı anma bahanesiyle çıkarılan 14 İsfend 1359 (5 Mart 1981) fitnesinden sonra yetkililerine, hatta cumhurbaşkanına ve kuvvet komutanlarına konuşma yasağı koydu ve sadece iki kişinin, Ayetullah Hamanei ve Dr. Çamran’ın konuşma yapma hakkına sahip olduklarını söyledi. Bu iki büyük şahsiyetin Yüksek Savunma Konseyi’ndeki rollerinden ve işlevlerinden söz eder misiniz?

Şehid Dr. Çamran (r.a) hayatının büyük bölümünü yurtdışında geçirdi. Amerika’da okudu, bir süre Mısır’da ve Lübnan’da kaldı. İran içindeki gelişmeleri ve siyasi grupları çok iyi bilmiyordu. İnkılâp Rehberi ise gerek Meşhed’de gerek başka yerlerde halkın ve mücadelenin içinde yer aldı. Hatta İranşehr’e sürgün edildiğinde Beluçler ve Sünni müminlerle irtibat kurdu. Yıllarca Horasan’da 77. Tümen’in zindanında kaldı ve orada askerî hiyerarşiyi ve nizamı yakından tanıma fırsatı buldu. Ayetullah Hamanei, İnkılâp’tan önce köylüsünden şehirlisine halkla iç içe oldu ve aydın, öğrenci ve okumuş kesimle irtibat kurdu. Dr. Çamran ise hem Mısır’da hem de Lübnan’da gerilla savaşlarına katılmıştı. İran’a döndükten sonra bu tecrübesinden Kürdistan ve Pave’de faydalandı. Pave olayından sonra ben Dr. Çamran’la birlikte birkaç askerî operasyona katıldım; Komala’ya (Kürdistan Devrimci Komitesi) ve Kürdistan Demokrasi Partisi’ne karşı operasyon düzenledik. Ben bu operasyonlarda neredeyse Dr. Çamran’ın bir askeri konumundaydım. Biz, on, on iki Devrim Muhafızı ile birkaç ordu komutanı, mesela Seyyad Şirazi, Dr. Çamran’la işbirliği yapıyorduk. Bu anlattığım olay 1358/1979’da oldu. Şehid Çamran’ın operasyon karargâhı Serdeşt’teydi. Köylülerden para karşılığı bölge hakkında, köylerdeki inkılâp karşıtı örgütlenmeler hakkında bilgi topluyor, sonra da şafak vakti helikopterle gidip bölgeyi kuşatıyor, tutukluyor veya öldürüyordu. Bu operasyonlardan birinde yüksek bir tepeye indiğimizde henüz inkılâp karşıtlarının kahvaltı sofrası ortadaydı, sofranın yanında 60 mm’lik bir havan topu duruyordu. Operasyonlarda önce helikopterle havadan inkılâp karşıtlarına ateş açardık, onlar kaçınca da tepeye iner, etraflarını kuşattıktan sonra köyün içine girer, temizlik yapardık.

Ben Dr. Çamran’ın yanındaydım. Helikopterden indiğimizde bizi kurşun yağmuruna tuttular. Doğal olarak ben yere yattım ama Dr. Çamran yatmadı. “Doktor bey! Yere yatın!” dedim. “Endişelenme! Vurulmamız takdir edilmişse vuruluruz. Bunlara yüz vermek olmaz!” dedi. İkindiüstü helikopterle döndük. Serdeşt’e ulaştığımızda yedi, sekiz devrim muhafızı ile Şehid Seyyad Şirazi’nin orada unutulduğunu fark ettik. Akşam olmuştu. Şehid Çamran çok rahatsız oldu, gece yarısına kadar volta attı. Ben dinlenmeye çekilmiştim. Gece saat ikide Şehid Seyyad ve muhafızlar harita ve pusulanın yardımıyla bölgeye döndüler. Neredeyse gecenin karanlığında, inkılâp karşıtlarının arasından geçerek 30 km yol almışlardı ve Rabat denilen köye ulaşmışlardı. Orada kontrol noktasındaki askerlerimiz onlara ateş açmış. Şehid Seyyad telsizden onlara “Ben Seyyad’ım!” demiş.

1358 sonlarıydı (1980 başı) ve bizim henüz kalaşnikofumuz yoktu; sadece J3 ve APC7 vardı. Yeri gelmişken size bir başka hatıramı anlatayım. Serdeşt Karargâhı’nda ben ve Şehid Seyyad, iki kişiyle cemaat kurar, namazı öyle kılardık. Bir o öne geçer imam olurdu, bir ben. Sabah namazlarında iki kişi olurduk ama öğle namazında sayımız artardı. Bir keresinde bir subay geldi ve bize cemaate katılıp katılamayacağını sordu. Şehid Seyyad “Katılabilirsin” deyince subay “Ama ben namaz kılmayı bilmiyorum” dedi. Seyyad sabırla ve okunaklı bir el yazısıyla namazın nasıl kılındığını bütün ayrıntılarıyla yazdı. Sonra “Biz namazı yüksek sesle kılarız, sen de öğrenirsin” dedi. Bu üç kişilik cemaat namazı dört kişiye çıktı ve böyle böyle sayımız arttı. Şehid Seyyad böyle bir ruh haline sahipti.

Dr. Çamran Düzensiz Savaşlar Merkezi’ni Ayetullah Hamanei’nin himayesinde kurdu. Halk arasından seçtiklerini aldı ve donattı. Gerilla savaşında çok tecrübeli ve bilgiliydi; cesaret açısından da benzersizdi. Operasyonlara bizzat katılır, silah kullanırdı. Morali daima yüksekti ve cesurca savaşırdı. Her türden insanı da çekmeyi başardı. Yüksek Savunma Konseyi’nde de faaldi.

Ayetullah Hamanei askerî meselelere vakıftı. Yüksek Savunma Konseyi’nde yeterli silah ve mühimmata sahip olmadığımızı söyleyen komutanlara Ayetullah Hamanei depoları araştırmalarını salık verirdi. Orduya dair önemli meseleler hakkında bilgisi vardı. Ordu kurumunu ve yapısını çok iyi biliyordu. Bir süre de İmam Humeyni’nin Genelkurmaylık’taki temsilcisiydi. Şu an vazifesini hatırlamıyorum ama etkin bir rolü vardı. Albay Selimi’nin, Yüzbaşı Şehbazi’nin ve sonradan kara kuvvetleri komutanı olan Teğmen Necefi’nin Genelkurmaylık’ta Ayetullah Hamanei ile birlikte çalıştıklarını hatırlıyorum.

Ayetullah Hamanei askerî meselelerle hem ilgiliydi, hem de vakıftı; ayrıca yurtdışındaki siyasi meselelerle ilgili görüş sahibiydi de. Siyasi analizleri vardı. Devrim Muhafızları Ordusu’nu da çok iyi biliyordu. Bir dönem, İmam Humeyni tarafından Devrim Muhafızları Ordusu’na idare amiri olarak tayin edildi; idare amirliği, temsilcilikten daha üst bir makamdır.

Ayetullah Hamanei, Pasdaran Caddesi’ndeki Devrim Muhafızları Ordusu Komutanlığı’nda göreve başladı. O zaman Ebu Şerif operasyon sorumlusu, Cevad Mansuri komutan, Beşareti istihbarat müsteşarıydı. Ayetullah Hamanei’nin göreve başlamasından sonra istihbarat müsteşarı Muhsin Rızayi oldu. Yusuf Furuten de enformasyon müdürü oldu.

Yüsek Savunma Konseyi’nde de Ayetullah Hamanei Muhafızlar Ordusu’nu teçhiz etmek için çok çalıştı; Beni Sadr bize teçhizat vermiyordu. Ayetullah Hamanei kararlılıkla çalışıyordu. Ordu’daki nüfuzu Dr. Çamran’ınkinden daha fazlaydı, ordu mensupları Ayetullah Hamanei’nin sözünü dinlerdi. Ordu komutanları üzerinde, hem Şehid Fellahi hem de Merhum Zahirnejad üzerinde etkiliydi. Azerice konuştuğunda Zahirnejad çok sevinirdi. Allah rahmet etsin, kara kuvvetleri komutanıydı, kendine özgü bir tarzı vardı. Çok güzel Kur’ân okurdu ama sinekkaydı tıraş olurdu. İmam Humeyni’den izin aldığını söylerdi! İyi bir insandı. Bazen Muhafız Ordu’suyla ve Şehid Fellahi’yle arası açılırdı. Ayetullah Hamanei farklı mizaçlara sahip bütün bu insanları dirayetle yönetirdi.

Beni Sadr ile İmam Humeyni çizgisindeki kuvvetler arasındaki tartışma ateşlendiğinde, doğal olarak Münafıklar (Halkın Mücahidleri) ve milliyetçi akımlar başta olmak üzere zamanla kenara itilen ve mevcut durumdan memnuniyetsizlik duyan bütün gruplar Beni Sadr’ı destekledi. Öyle ki işi terör saldırılarına kadar vardırdılar ve sonunda 6 Tir 1360’da (27 Haziran 1981) Ayetullah Hamanei’ye suikast düzenlediler. Ayetullah Hamanei’nin hastanede kaldığı zamandan cumhurbaşkanı seçildiği zamana kadarki sürece ait hatıralarınızdan söz eder misiniz?

Ne yazık ki bu süreçle ilgili pek bir şey hatırlamıyorum. Ayetullah Hamanei’ye suikast düzenlendiği haberini aldığımızda biz cephedeydik. Bütün devrim muhafızları, besiciler ve askerler Ayetullah Hamanei’yi seviyorduk, haber hepimiz için üzücüydü. Ayetullah Hamanei milletvekiliydi, Meclis’te sağlam delillerle Beni Sadr’ın salahiyetsizliğini tartıştı. Mesela Beni Sadr’a şöyle sormuştu: “7 ay savaşı başladığında siz genelkurmay başkanıydınız. Niçin orduyu donatıp savaşa hazırlamadınız?” Tutanakları okuyunuz. İnsaflılıkta benzersizdi. İnsaflıca ve delille konuştu.

Hem de Beni Sadr’ın ipin ucunu kaçırdığı bir zamanda. Gazetesinde -İnkılâb-ı İslami- ağzına geleni yazıyordu ve taraftarlarına akıllarına eseni yapmalarını öğütlüyordu. Buna rağmen Ayetullah Hamanei bu şekilde davrandı.

Çok do